15 Temmuz Üzerine – 1 Bildiğimiz Konular Ama Cevabını Bilmediğimiz Sorularla Başlayalım.

kadem,15 Temmuz,darbe,işgal,meclisin bombalanması,Nato,abd,ab,İncirlik,erol kolçak,boğaz köprüsü,birinci ordu komutanı,başbakan binali yıldırım,cumhurbaşkanı erdoğan,devlet,tc.,

15 Temmuz, ülkemizin kara günü, daha önce söyledim ama tekrar edeyim, o gün ‘uçurumun kenarından’ değil ‘cehennemin kapısından’ döndük, bazıları (okumuş kuzucuklar) bunu tiyatro zannetti hem de birbuçuk yıl boyunca (bilal bile aynı gün anladı ya o ayrı mesele) bugün gelinen noktada, umarım ‘kuzucuk’ların (hepsinden umudum yok ama) en azından bir bölümü artık gerçeğin farkına varmışlardır. (henüz özeleştiri yapan yok ama bekleyelim bakalım, belki utandıkları için yazamıyorlardır.)

Gerçi bir konuda (kuzucukların) haklarını teslim etmek lazım, o gece sokağa çıkmayarak aslında çok doğru ve yerinde bir karar vermişlerdi, darbenin başarısız olmasında ki nedenlerden birisi de budur, ama sonrası hayal kırıklığı, yazının ilerleyen bölümünde bu konuyu ayrıca ele almak gerekli şimdilik bu kadarını belirtmek isterim.

15 Temmuz darbe girişiminin üzerinden iki yıl geçti bildiğimiz gerçekleri hatırlayalım, ve o gün için henüz, yanıtlanmayan sorulara bakalım, herkesin tekrar ettiği değil de benim merak ettiğim soruları sorayım (1); Okumaya devam et “15 Temmuz Üzerine – 1 Bildiğimiz Konular Ama Cevabını Bilmediğimiz Sorularla Başlayalım.”

Kara Cuma mı Hâyırlı Cuma mı? İyilik ve Kötülük Üstüne

Kara Cuma,Hâyır’lı Cuma,alışveriş,tüketim,abd,müslüman,iyilik, kötülük,

İsmini aldığı olay şu şekilde gerçekleşiyor;
ABD de şükran gününden sonraki ilk cuma günü yapılan, firmaların satış fiyatlarını %70 hatta daha bile fazla indirip satış yaptığı güne verilen ad.
Müslüman toplumlarda Cuma günleri hâyırlı gün sayılır, bizde genellikle insanlar o gün hâyırlı cumalar şeklinde birbirlerine seslenir bundan dolayı Kara Cuma cümlesi bize pek uygun bir cümle değil ancak bu söze kızarak alışveriş yapma gününü başka bir güne almak da pek mantıklı değil, sonuçta insanları para harcatmaya teşvik etmiş oluyorsunuz, ‘Kara Cuma’ya gösterilecek tepki de, müslüman bir ülkede usulünce olmalı, kavgasız, şiddetsiz ve tükettirmeye dayalı olmadan.
Bu arada şunu da düşünmek gerekli, ABD’nin senede bir gün yaptığı Kara Cuma bizim her hafta kullandığımız hâyırlı Cuma yı gölgede bırakıyorsa biraz da iğneyi de kendimize batırmamız gerekiyor. Okumaya devam et “Kara Cuma mı Hâyırlı Cuma mı? İyilik ve Kötülük Üstüne”

‘Vatan Hain’leri Sayısındaki Ani Düşüş Vatandaşları Şaşkına Çevirdi.

saray,israf,cumhurbaşkanlığı,ankara,

Şaibeli referandumdan önce “Hayır oyu verenler vatan hainidir” diye açıklama yapan %50’nin başı, son günlerde ‘komünistler, solcular vatan hainidir’ diyerek vatan hain’i sayısında önemli bir düşüşe yol açtı.
Halkta şaşkınlık uyandıran bu beyanat sonrası vatandaş kendi kendine soruyor ne oldu da bu oldu? halkın %49,5’u vatan haini iken neden birden bire bu sayı %2 lere üç’lere düştü.

Bu sayı toplumun farklı kesimlerinde şaşkınlık, endişe ve kaygı ile karşılandı, işi ‘racon kesmek’ olan bazı gazeteciler israf saraydan gelen fırça yüzünden ‘şimdilik’ racon kesemezlerken, bazıları ise bu sayının içerisine başörtülü sigara içen kadınların eklenip eklenemiyeceği sorusunu dile getirdi, ancak vatan hainleri topluluğu arasında ‘başörtülü, sigara için, solcu, kadın’ olma olasılığı ‘Kabataş’taki deri çeketliler’ kadar fantastiğe yakın olduğu için bu yorum terkedildi.

Görüşlerine başvurduğumuz diğer bazı gazeteciler bu düşüş konusunun ‘zamanlamasını manidar’ bulduklarını söylemekle birlikte ‘düşüşü yapan %50’nin başı dediğimizde’ ise ‘bu düşüşün konjektürel bir oluşum olduğunu, aslında paradigma olarak algısal gerçeklikteki sayının nesnel karşılığının subjektif yüksekliğinden‘ bahsettiler, bu açıklamanın ne anlama geldiği tam olarak anlaşılmasa da, ‘Yarın öbür gün Fetö’cü ilan edilirim neme lazım’ düşüncesi ile yapıldığını tahmin ettik.

Adını açıklamak istemeyen başkaca uzmanlar tarafından bu durumun yeni bir seçim dönemine gireceğimiz 2019 yılında değişeceği, vatan hain’i sayısının tekrar yükselebileceği ve telaşa mahal verilmemesi gerektiği ifade edildi.

Vatandaşlar arasında, bu durumun geçici olduğu, %50’nin başının ‘Cumhur‘un başı olmak gibi bir amacı olmadığı ve vatan haini sayısında tekrar eski günlere dönüleceği açıklamaları kısmi bir ferahlık yaratsa da, bazı yayın organları tarafından ortaya atılan ‘AB,ABD,İsrail’in Yeni Bir Oyunu’, manşetleri kafaları karıştırdı, her ne kadar bu manşetler ‘Biz kendi sahamızda oyun kuramayacak kadar beceriksiz yöneticileriz, elin herifi onbin kilometreden bizim sahamızda bize oyun kuruyor (zaten aklı da bizden üst ‘akıl)’ manasına gelse de vatandaş işbaşında olan ‘son’ hükümetten ülkede ki Vatan Haini sayısı hakkında net bir açıklama beklemeye başladı.

Konu hakkında muhatablarından bilgi almak için israf saraya başvuran muhabirimiz ise; “ananı da al git” artistlik yapma lan” yanıtını aldı. Bu yanıtın ‘racon kesmek mi?’ yoksa ‘hakaret mi?’ olduğu konusundaki yorumu ise okuyucularımıza bırakıyoruz.

15 Temmuz Darbe Girişiminde Mobil Telefon Şirketinin / Şirketlerinin Parmağı var mı?

Siyasi ayak aranırken darbe girişiminin başka ayaklarını ihmal etmemek gerekir, ya da soruyu şöyle soralım: “Turkcell in logosundaki iki kulak aslında tele kulak olabilir mi?”

15 Temmuz darbe girişiminin komuta merkezi olan Akıncı Üssü’ndeki eylemlere ilişkin 486 sanık hakkında açılan davada tutuklu olanlar ilginç şeyler anlatıyorlar, bu kişilerden eski Kara Kuvvetleri Harekat Başkanlığı Teşkilat Şube Müdürü Kurmay Albay Bilal Akyüz konuşmasının bir yerinde; Okumaya devam et “15 Temmuz Darbe Girişiminde Mobil Telefon Şirketinin / Şirketlerinin Parmağı var mı?”

Kalkın Darbe Oldu!..

“Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
aşk ile sevmek bir güzelliği
ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
işte yüzünde badem çiçekleri
saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
sen misin seni sevdiğim o kavga,
sen o kavganın güzelliği misin yoksa…” (*)

Darbeye uykuda yakalanmıştık, “Kalkın darbe oldu!” Diyen babamın sesini duyduğumda henüz yirmili yaşlardaydım.
Kardeşimle ben yataklarımızdan fırladık önce salona ardından balkona çıkıp dışarıya baktık, her zaman kalabalık olan Aydın caddesi bomboştu dükkânlar kapalı sadece bizim gibi birkaç meraklı evlerinin balkonlarından caddeye bakıyorlardı. Caddenin ucunda bulunan Çınarlı Kahvenin önündeki yol askeri bir araç tarafından kapatılmış, tam teçhizatlı bir grup asker cadde ortasında duruyorlardı.
Radyoyu açmış olan babam Harbiye Marşı ile Hasan Mutlucan türküleri arasında okunan Milli Güvenlik Kurulu bildirilerini (emirlerini) dinliyor, okunan bildirilere bir anlam vermeye çalışıyordu. “Sokağa çıkma yasağı var”. Dedi.
Daha sonra pek çok insanın hayatını karartıp, gençliğimi elimden alacak 12 Eylül 1980 darbesi ile böyle tanıştım.

“Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
türküler söylerdik hep aynı telden
aynı sesten, aynı yürekten
dağlara biz verirdik morluğunu,
henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz…”

Ardından üniversite hayatı, fotoğrafçılık merakı ile İstanbul sokaklarında dolaşarak fotoğraf çekme öyküm başladı. O günlerde, darbeyi yapanlar hariç, kimse ne olacağını ve neye mal olacağını bilmiyordu.
Darbeden bir yıl kadar sonra bir gün babam; “bunlar gidici değil” demişti. Haklı çıktı, Darbeciler, yaşamın tüm alanlarına planlanmış, sistematik bir şekilde saldırdılar ve toplumu yeniden düzenlediler. Ama bunu, insana dair ne varsa yok etmek amacı ile yaptılar.

“Saraylar saltanatlar çöker
kan susar birgün
zulüm biter.
menekşelerde açılır üstümüzde
leylaklarda güler.
bugünlerden geriye,
bir yarına gidenler kalır
bir de yarınlar için direnenler…”

İstanbul da yaşadığım yaklaşık on yıl boyunca gündüzleri fotoğraf makinemle geziyor, akşamları ise çektiğim siyah-beyaz filmleri yıkayıp baskı yapıyordum.
Hemen her Pazar Topkapı da kurulan bitpazarına gitmeyi alışkanlık haline getirmiştim, O zamanlar Sovyetlerden gelen siyah beyaz filmler ucuz fiyata satılıyordu, ben de hem alışveriş yapıyor hem de bu pazarı belgeliyordum, diğer zamanlarda ise İstanbul kazan ben kepçe gezip fotoğraf çekiyordum.

O yıllarda her şey mahallenin sokakların da olurdu,bundan dolayı da pek çok fotoğraf konusu vardı, çocuklar sokaklarda oynardı, mahallenin futbol takımı olurdu, kapı önlerinde oturulup laflanırdı, Seyyar satıcılar ellerinde defter mahalle de oturanlara veresiye satış yaparlardı, oğlanlar kızları sokaklarda görüp beğenirdi ama “bizim mahallenin kızları” da olurdu ve tabii ki mahalle de dillere destan aşklar olurdu. Yani, her şey sokaklarda olurdu…

Üniversiteyi bitiremedim, ticaret yapmak ile fotoğraf çekmek arasında gittim geldim, sonunda fotoğrafçılıkta karar kıldım.
Bugün darbeyi yapanların hayatta olanları yargılanıyor, eceliyle ölen her darbeci general için –tüh! bu da yargılanmadan gitti, galiba bunların yargılandığını göremeyeceğim- diyen birisi olarak bu günleri görmek için otuz yıl beklemem gerekti.
–Bu arada, yargılanmalarını sağlayan Referandumda, benim gibi ‘Evet’ oyu verenlere teşekkür ederim-

Ama Şairin dediği gibi;

“Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
ne tan atışı doğumların sevincine
ey bir elinde mezarcılar yaratan,
bir elinde ebeler koşturan doğa
bu seslenişimiz yalnızca sana
yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
bitmedi daha sürüyor o kavga
ve sürecek
yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

Tufan Dinarlı

(*)Adnan Yücel, “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”

Şiiri Mehmet Celal’in çok güzel bir yorumundan dinlemek için tıklayınız

Merhaba

Merhaba, Kişisel web sayfama hoş geldiniz. Diğer sayfalarıma yanda bulunan butonlardan ulaşabilirsiniz.

teşekkür ederim.

Annenizin Fotoğrafını Çekerken Dikkat Edilmesi Gerekenler;

annem

1. İşine Engel Olup Onu Kızdırmayın
Annelerin evde daima bir işi vardır. üstelik mutlaka zamanlıdır. ya öğlen yemeğidir yetiştirilmesi gereken ya akşam yemeğidir, bir de misafir geliyorsa çalışma iki kat artar evin toplanması, tozunun alınması,  yemeğin hazırlanması, çocukların sorularına cevap verilmesi vs. vs. hem bunlara engel olup hem de ‘gülümse bakayım’ demeyin.
2. Sürekli Mutfakta Fotoğrafını Çekmeyin
Evet ömürlerinin3/4 ü mutfakta geçer ama bunu sürekli belgelemenin gereği yok, salonda oturma odasında ya da dışarıda bir yerde fotoğrafını çekebilirsiniz.
3. Babanızın Olmadığı Zamanı Kollayın
Anneniz her ne kadar babanızı çok seviyor olsa da, onun  yanında bir miktar gergin olabilir ve çekim sırasında bu yüzüne yansıyabilir,  ayrıca babanız da annenize gösterdiğiniz bu ilgiyi bir miktar kıskanabilir. Ne olur ne olmaz diyerek ikisi farklı yerlerde iken annenizin fotoğrafını çekin.
4. Hâlen Çekemediniz mi?
Bütün olasılıkları denediniz ama annenizin fotoğrafını henüz çekemediniz mi? son çareye başvurun; fotoğraf makinesinde portre çekmek için gerekli ayarları yapın, ev içerisinde portre fotoğrafını çekeceğiniz yeri saptayıp fotoğraf makinesini orada hazır bulundurun, annenizin bulunduğu yere gidin (genellikle mutfaktır) yüzünüze bir gülümseme yerleştirin ve annenizin boynuna sarılarak şunları söyleyin;
“Anneciğim seni çok seviyorum, bir fotoğrafını çekebilirmiyim?”  bu soruya ‘hayır’ yanıtı verebilecek bir anne yoktur diye düşünüyorum.
hazırlık yaptığınız yere oturtun ve hızlı bir şekilde annenizin fotoğrafını çekin.

Tüm annelerin günü kutlu olsun.